Sahte Haberlere Yönelik Yaptırımların Peşinde Koşmanın Bir Anlamı Yok

Bundan birkaç yıl önceye kadar “post-truth” (gerçek ötesi, gerçek sonrası) ve “sahte haberler” gündelik yaşamlarımızda kullandığımız terimler arasında yer almıyordu. Oxford Sözlüğü tarafından 2016 yılının kelimesi olarak seçilen Post-truth, “nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu” şeklinde tanımlanıyor. İnsanların büyük birçoğunluğunun kararlarını akıldan çok duygularına dayanarak verdiği biliniyor. Sahte haberler de, insanların kararlarını etkileyen ciddi bir tehlike olarak görülüyor. Dijital teknolojiler aracılığıyla, politik ve ticari yapılar tarafından belirli bir amaç nedeniyle dolaşıma sokulan sahte haberler, demokrasilerin ve ifade özgürlüğünün en büyük tehdidi haline gelmiş durumda. Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü tarafından yayınlanan Dijital Haber Raporu’na göre ise Türkiye, sahte haberler açısından zirvede.

Bu küresel tehdit aslında çok yeni bir şey değil. Ünlü yıldız Orson Welles, 30 Ekim 1938’de H.G. Wells’in Dünyalar Savaşı’nı radyo tiyatrosu olarak uyarlar ve bunu dikkati çekmek için haber bülteni gibi hazırlar. Yayınların anonsları o kadar gerçekçidir ki, ülkede büyük bir panik başlar. Dünyayı Marslıların işgal ettiğine inanan Amerikalılar, polis, itfaiye ve ambulansların telefonlarını, radyoların, gazetelerin telefon santrallerini kilitler.

TRUMP SEÇİM ZAFERİNİ YALAN HABERLERE BORÇLU

Başkanlık zaferini Facebook’ta paylaşılan sahte haberlere borçlu olan A.B.D. Cumhurbaşkanı Donald Trump’ın en çok kullandığı sözcüklerden biri “sahte haber.” Ülkeler arasında tansiyonun yükselmesine dahi neden olabilen bu haberler, çok kısa sürede Twitter ve Facebook gibi paylaşım platformları sayesinde sınırları aşıyor, küresel bir fenomen haline gelebiliyor. Geçtiğimiz hafta içerisinde gazetecileri eleştiren Trump, “sahte haberler yapıyorsunuz, yaptığınız sahte haberler, şiddeti yaratıyor” dedi. Trump’ın kampanya yöneticisi Brad Pascale ise daha kısa bir süre önce, seçim başarısını Facebook’a borçlu olduklarını söylemesine rağmen içerisinde Facebook kurucusu Mark Zuckerberg’in de olduğu Silikon Vadisi girişimcilerini “Palo Alto Mafyası” olarak tanımladı. Oysa Trump’a başkanlığın yolunu açan kilometre taşlarıydı yalan haberler. Zaten seçimlerden hemen sonra, sosyal medya platformları, sahte haberlerin yayılmasındaki sorumluluklarını kabul ettiler ve açıklama yaptılar. Bu durumdan rahatsızlık duyan Facebook ve Twitter gibi şirketler, sorunu çözmek için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler, bu yönde girişimler başlattılar. Seçimlerde etkisi olduğu iddiasıyla davalık olan Facebook, Rusya’nın yayınladığı iddia edilen sahte haberlere karşı uzun zamandır denetim yapıyor. Hem Facebook hem de Instagram üzerinden yanlış bilgilendirme yapan kampanyaları tespit edip kaldırıyor, bu alanda titiz bir çalışma sürdürüyor.

Brexit ve Trump kampanyalarının başarısında sahte haberlerin önemli bir payı olduğunu biliyoruz. Türkiye, sosyal medyada en fazla sahte hesabın olduğu ülkelerden biri. Bu da yalan haberlerin kolaylıkla yayılmasını tetikliyor doğal olarak. Bilgi kirliliği ve yalan haberlerin önüne geçebilmek için çalışan, “fact-checking”, yani kuşku uyandıran haberlerin doğruluğunu teyit etmeyi ve kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan bazı kuruluşlar var. Türkiye’de 2014’te kurulan Doğruluk Payı ile 2016’da kurulan teyit.org adlı internet siteleri, sahte haberlerle mücadele eden önemli girişimler. teyit.org bilinen yanlışlardan, sosyal medyanın gündemine oturan şüpheli bilgilere, medyanın gündeme getirdiği iddialardan, şehir efsanelerine birçok alanda doğrulama yaparak internet kullanıcılarının doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için çalışıyor. Doğruluk Payı da, Türkiye’deki siyasetçilerin demeçlerindeki doğruluk paylarını ölçerek, gerçek bilgiyi paylaşıyor, siyasi okur yazarlığı arttırmayı hedefliyor. Şimdilik birçok ülkede olduğu gibi, dijital kanallar aracılığıyla dolaşıma sokulan sahte haberler, mikro mesaj yöntemlerinin Türkiye’deki seçim kampanyalarında seçmen davranışına çok fazla etki etmediğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki yerel seçimlerde durumun ne olacağını göreceğiz. Özellikle genç nüfusun karar alma mekanizmasında etkili olan dijital platformlar, 2019 yerel seçimlerinde, siyasi partiler için önemli ve etkin iletişim kanalları olacağa benziyor. O nedenle siyasi partilerin sahte haberlere ve dezenformasyona yönelik strateji geliştirmesi, şimdiden buna yönelik ekiplerini oluşturması gerekebilir.

GÖÇMENLERLE İLGİLİ SAHTE HABERLER TÜRKİYE’YE ÖZGÜ DEĞİL

teyit.orga göreTürkiye’de en çok Suriyeli göçmenlerle ilgili sahte haberler dolaşımda. Bunlardan en bilinenleri, seçimlerde oy kullanacakları, Akkart ile kendilerine alışverişlerde yüzde 50 indirim sağlandığı, maaş bağlanması ve üniversitelere yerleştirilmeleri. Göçmenlerle ilgili sahte haber sorunu Türkiye’ye özgü değil. Özellikle Brexit sırasında, ayrılma taraflarlarının dolaşıma soktuğu sahte haberlerin önemli bir bölümü göçmenleri hedef aldı. İngiltere’de yapılan bir araştırmada, halkın yüzde 56, ayrılma taraftarlarının da yüzde 75’i, ülkede artan suç oranının nedeni olarak göçmenleri görüyor. Göçmen Danışma Komitesi ise yapılan tüm araştırma çalışmalarının arada bir ilişki olmadığı gösterdiğini açıkladı. İngiliz halkının yüzde 39, ayrılma taraftarlarının yüzde 53’üne göre, sağlık hizmetlerinin giderek kötüleşmesinin nedeni de göçmenler. Oysa, bu yargıyı kanıtlayacak tek bir bilimsel bir veri yok.

Facebook bir yandan tüm platformlarda sahte haberlerle mücadele etmek için uğraş verirken diğer yandan küçük kardeşi Whatsapp ile yayılan sahte haberlerle başa çıkamıyor. Sahte haberlerin en fazla yayıldığı kanallardan biri olan Whatsapp, doğrulama platformlarına göre, günde ortalama 1 milyar kullanıcıya ulaşıyor. Bu popüler mesajlaşma platformu yıllardır sahte haberlerin ve bilginin üretim alanı haline gelmiş durumda. Türkiye, Malezya, Brezilya ve İspanya’nın ardından WhatsApp’ı haber almak için kullanan dördüncü ülke. Görüşlerini herkese açık platformlarda dile getirmekten korkmaya başlayan insanlar, haberleri ve düşüncelerini WhatsApp grupları üzerinden paylaşmayı tercih etmeye başladı. Türkiye paylaşım konusunda dünyadaki en endişeli kullanıcılara sahip. Artık insanlar, haberleri gazeteden okumak yerine WhatsApp üzerinden okumayı, buradan gelen haberlerlerle bilgilenmeyi tercih ediyor.

OKURU SAHTE HABERDEN KORUMAK GİBİ BİR SÜPER KAHRAMANLIK MÜMKÜN DEĞİL 

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron seçim kampanyası sırasında mağduru olduğu ve mücadele edeceğini duyurduğu sahte haberle ilgili kanunu meclise taşıdı ve hala tartışılıyor. Ancak ifade özgürlüğüne zarar vereceğine dair endişeler nedeniyle de yoğun eleştiri alıyor kanun tasarısı. Malezya da sahte haberlerle yoğun mücadele eden ülkelerden biri. Eski Başbakan Necip Rezak döneminde, seçimler öncesi çıkarılan yalan haberlere ceza öngören yasa, yeni yönetim tarafından yürürlükten kaldırıldı ancak yeni düzenlemeler için çalışmalar devam ediyor. Bu yılın başlarında Telekom Malezya tarafından başlatılan “Yalanı Paylaşmak Sizi de Yalancı Yapar / Fitneye Hayır” kampanyası oldukça ilgi görmüştü. Sahte haberlerle mücadele edebilmek için, Türkiye dahil birçok ülke kanun, yaptırım ve cezalar üzerine çalışıyor, kampanyalar düzenliyor, etkili bir yol arıyor.

Bilişim teknolojilerindeki hizmetler için kullanılan yaygın bir inanış var, “ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsiniz.” O nedenle her ne kadar bütün yapılar mücadele için uğraşsa da bir anlamda bu sahte haberler çoğunun varoluş nedenlerine hizmet ediyor. Sosyal medya ve dijital kanallarda giderek artan bilgi kirliliğini Türkiye’de medya okuryazarlığını artırmak için bir fırsat olarak gören teyit.org kurucusu Mehmet Atakan Foça’ya göre, okuru sahte haberden korumak gibi bir süper kahramanlık mümkün değil. Zira okurun kendisi de sahte haber üretiyor. Bir anlamda yalana ortak oluyor. Bu nedenle gerçeğin neden her zaman, herkesin ihtiyacı olan bir şey olduğunun anlatılması gerektiğine inanıyor.

Burada medya okuryazarlığı kadar eleştirel düşüncenin de önemi ortaya çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde, ilkokul seviyesine kadar inen ve 21. yüzyılın en önemli becerilerinden biri olarak kabul edilen eleştirel düşünce yöntemlerini keşfetmeli, eleştirel düşünce eğitimlerinin özellikle lise ve üniversitelerde yaygınlaştırılmasını sağlamalıyız. Teknolojiye karşı çıkmanın, içerik filtrelemeyi savunmanın, sahte haberlere yönelik yaptırımların peşinde koşmanın bir anlamı yok. Düşünmenin, eleştirel düşünce becerisinin bizzat kendisi bir“yalansavar”dır. Bu nedenle enerjimizi bu becerilerin kazanılması, okul müfredatlarına sokulması için harcamalıyız. Düşünceler kılıçla bastırılamaz.

Bu yazı Odatv.com’da yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s