Türkiye ve Almanya’nın EURO 2024 Tanıtımı Üzerine

Avrupa Futbol Şampiyonası EURO 2024’e ev sahipliği yapacak ülkeyi kararlaştırmak üzere İsviçre’nin Nyon kentinde toplanan UEFA Yönetim Kurulu, Türkiye’nin de aday olduğu yarışta Almanya’yı seçti. Almanya’nın bu yarışta ipi göğüslemesinin ardından da, özellikle sosyal medyada Türkiye’nin tanıtım filmiyle ilgili eleştiriler yükseldi. Bu eleştirilerin en haklı yanlarından biri de tanıtım filminde uluslararası alanda bir sosyal fenomen olan Nusret’in meşhur tuz döken pozuyla yer almasıydı. Tam da çılgın projeler uğruna belki de Cumhuriyet döneminin en büyük ağaç katliamını yapan bir yönetimin, şampiyona sırasında her bir katılımcı adına 10 milyondan fazla fidan dikeceğiz diye söz verdiği sahnenin ardından, Nusret’in keskin bıçağıyla etleri doğraması, yapılabilecek en büyük “dil sürçmesi” aslında.

Kararın ardından gerekçesini açıklayan UEFA, Türkiye’nin bir hareket planının olmadığını, özellikle insan hakları konusunda riskler taşıdığını, bazı şehirlerdeki otel ve ulaşım kapasitesi konusunda endişeleri olduğunu belirtti. Zaten tanıtım filmi de bu endişelerin tekini giderecek biçimde hazırlanmamıştı. Sanki bir spor müsabakasına ev sahipliği yapmak için değil de, Arap yatırımcıları davet eden arabesk bir tanıtım filminden öteye gidememiş ne yazık ki!

KARAR VERİCİLER AKP MAHALLELERİNDE OTURMUYOR

Aslında Türkiye’nin tanıtım filminin bütününe baktığımızda AKP’nin ülke içerisinde seçim kampanyaları boyunca dilinden düşürmediği projelerinin, vaatlerinin de izini sürüyoruz. Ancak burada önemli bir fark var: Karar vericiler Türk değil ve AKP mahallelerinde oturmuyor. Yıllardır belediyecilik mantığı ile yerelde başarı bulan bu dilin ne yazık ki küresel alanda hiç bir karşılığı yok. Bunun birçok örneğini de geçmişte gördük, böyle giderse de görmeye devam edeceğiz.

Daha önceki Olimpiyat, Expo ev sahipliği yarışlarında da benzeri hayal kırıklıkları yaşadık. Geçmiş hataların hiçbiri ders olmuyor bize. Neden mi? Büyük ihtimalle, bu tarz kampanyalara stratejik açıdan ve bütünsel olarak yaklaşan uzmanların ısrarla oyun dışında tutulması en önemli nedenlerden biri. Ahbap çavuş ilişkileriyle kotarılan acemice hazırlanmış tanıtım filmi, lobiciliğin önemsenmemesi ve en önemlisi de ısrarla yerel düşünmek. Zaten Almanya’nın tanıtım filmine bakınca aradaki farkı anlıyorsunuz. Bir de Alman Hükümeti’nin bu şampiyonaya ev sahipliği yapmak konusunda fazla istekli olamadığını da düşünürsek, Almanya Futbol Federasyonu’nun başarısını kutlamamız gerekiyor.

Türkiye’nin oldukça tepki toplayan tanıtım filminden önce çok önemli bir konuya dikkati çekmek durumundayım. Benzeri adaylıklar için girişilen yolculuklarda tanıtım filminden önce, ciddi bir lobicilik süreci gerekli. Bunlar da yıllar içerisinde kurulan ilişkilerle mümkün. Dışişleri Bakanlığı’ndan futbol dünyasına, kamu kuruluşlarından iş dünyasına dek bu derin ve köklü ilişkilere sahip, küresel oyuncu birçok Türkiye insanının olduğunu biliyorum. Muhammed Ali’nin cenaze töreni sırasında devreden çıkarılan bu ilişkiler nedeniyle nasıl bir rezalet yaşandığı birçok kişinin hatırındadır. “Körler sağırlar birbirini ağırlar”dünyasından öteye gidemedikçe, bu konuda yapabilecek bir şey yok.

SUNUMU YAPAN İSİMLER

Gelelim, son dakika kararsızları etkileyecek sunum sürecine. Tanıtım filmi ve soru cevap biçiminde yapılan sunumun aktörlerine bir bakalım, tanıtım filmine geçmeden önce. Türkiye adına sunumları, TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in yanı sıra, TFF Başkan Vekilleri Servet Yardımcı ve Nihat Özdemir, Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Zülfikaroğlu, Genel Sekreter Kadir Kardaş, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, Türkiye’nin Adaylık Elçisi Ampute Milli Takımı oyuncusu Barış Telli ile Beşiktaş Kadın Futbol Takımı oyuncusu Jessica O’Rourke Çarmıklı yaptı. Türkiye’de en son ihtiyaç duyulan becerilerden biri de hitabet becerisi. Oysa sunumlarda insanları ikna etmek için ciddi bir iletişim yeteneğine sahip olmak, bunun için gerçekten çok çalışmak gerekiyor. Sunumu yapan ekibin iletişim becerisiyle ilgili yorumu okuyucuya bırakayım.

Bunun yanı sıra, Türkiye’nin adaylık elçilerinden birinin ABD vatandaşı olması saçmalığına dikkat çeksem, ırkçı yaftası yer miyim? İletişimin dili bütünseldir. Ana mesajınız doğrultusunda yaptığınız her şeyin bu bütünsel dile hizmet etmesi gerekir. Mükemmel bir futbol deneyimini vadeden Almanya’nın doğal olarak adaylık elçisi Philipp Lahm idi. Almanya’ya dünya kupasını kazandıran takımın kaptanı Lahm.

VAATLER, VAATLER, VAATLER…

Her iki ülkenin tanıtım filmlerine bakıldığında aradaki zihin farkını da görmek mümkün. Öncelikle, Almanya’nın filmi son derece zekice ve günümüzün en önemli öğelerinden biri üzerine tasarlanmış: Deneyim pazarlaması. Bugün iletişim ve pazarlama dünyasının kafasını en fazla yorduğu konulardan biri deneyim yaşatmak. Zira insanlar bu kadar yoğun bilginin aktığı bir dünyada kendilerine özel bir şey görmek istiyor. Almanya’nın ev sahipliği yapacağı, dünyada yüksek teknoloji, üstünlüğü tartışılmaz Alman mühendisliği, mutlu yurttaşlar, kusursuz bir şehirleşme, temiz hava, organizasyon yeteceğine dair ipuçları taşıyor film.
Türkiye’nin filminde ise inşaat, baklava, et kesen garip bir adam ve insansız bir ülke görüyoruz. Vaatler, vaatler, vaatler…

Yazımı kısa bir süre önce Campaign Magazine Türkiye için kaleme aldığım yazıdan bir bölüm ile bitirmek isterim. Arttırılmış gerçeklikle yaşatılan ev sahipliği deneyimi, Almanya’ya başarıyı getirdi kısacası.

“İletişim sektörü bu zorlu dönemde bir yandan gelişen teknolojinin gerektirdiği gelişmelere uyum sağlamayı hedeflerken bir yandan da kendisi ve temsil ettiği markalar için sadakat, katılım odaklı yaratıcı işler yapmalı diye düşünüyorum. İletişimin biçimi, gelişen teknoloji ile gelişse de içeriği aslında çok da fazla değişmiyor. Eskiden olduğu gibi hala tüketici, özel hissetmek istiyor, kendisine özel davranan markaları kolay bırakmıyor. Dijital dünya da artık bunu pratikleştiriyor. Özellikle geleceğin en önemli mecralarından biri olan mobil araçlar aracılığıyla artık tüketicinin evreni yanı başımızda. Yeri gelmişken ekleyeyim, cep telefonlarında Artırılmış Gerçeklik (AR) uygulamaları da yoğun bir biçimde kullanılmaya başlayacak 2018’de. O nedenle, müşteri deneyimi yolculuğunda AR, satın almaya yönelik güçlü bir etken olacak. Sadece vitrin bakmaktan ibaret dijital alışveriş deneyimimiz daha ileri bir aşamaya ilerleyecek. Kısaca aldığımız kıyafetin üzerimizde nasıl durduğunu, koltuğun salonumuza nasıl yerleşeceğine dair görsel bir ipucu verecek bize AR.”

Bu yazı Odatv.com’da yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s