Bu Zafer de Hezimet de Sizi Düşündürmeli…

“Oldum olası, her seçim sonrası ‘Türklerin eğitimsiz, aptal’ olduğuna dair edilen lafları itici ve ayrımcı bulurum. Aysun Kayacı’nın meşhur ‘Benim oyumla çobanınki nasıl aynı oluyor,’ cümlesinin haklı olduğunu düşünenlere fazlasıyla uzağım. Herkesin tek bir oyu var, o da çok değerli,” diye yazmıştım “Seçim Nasıl Kazanılır?” adlı kitabımda. Türkiye seçim tarihine bakıldığında seçmenin önemli bir bölümünün sandığa, politikacıları cezalandırmak için gittiğini söylemek mümkün. 

Dün gerçekleşen yerel seçimlerin sonuçlarına bakarak asıl kazananın seçmen ve kaybedenin de ona kulak tıkayan, tehdit eden, sert bir dille kutuplaştırmaya çalıştıran politikacılar olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikle beklenilen kadar olmasa da seçim katılım oranı geçmiş seçimlere oranla düştü ancak dünya standartlarına göre hala yüksek. Yapılacak araştırmalar bu düşüşün hangi kitleden olduğunu gösterecektir. Zira kıl payı kazanılan ya da kaybedilen yerlerde bu oyların son derece önemi var.

“İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır,” diyen Recep Tayyip Erdoğan’a İstanbul seçmeni, artık işlerin eskisi gibi o kadar da kolay olamayacağını söyledi dün. Siyasi partilerin performansından çok uzun yıllardır örgütlü bir yapının dışında gönüllü olarak kendi geleceğine sahip çıkan, kaç seçimlerdir gerek sokaklarda gönüllü olarak broşür dağıtan, çalışan, sandık başlarında nöbet tutan gönüllülerin, Türkiye seçmeninin bu tabloda büyük rolü var. Tehdit ve öfke tonu, bir yandan karşı mahalleyi harekete geçirirken, diğer yandan da Erdoğan’ın mahallesinde “metal yorgunluğuna” neden oldu. Zaten ekonomik şartlar, adam kayırmacılık, çevresel kirlenme nedeniyle gündelik yaşamlarında birçok zorlukla karşılaşan seçmenin bu itirazını anlamak kolay.

MUHALEFET BU KEZ HAZIRLIKLI DERSİNİ İYİ ÇALIŞMIŞ OLARAK SEÇMENİN KARŞISINA ÇIKTI

Öncelikle seçim gecesi, seçmeniyle sabaha kadar iletişimde olan, bilgi akışını aksatmadan seçmenlerine “umudu” öğütleyen ve “hak yemediğini ve asla yedirmeyeceğini” kararlı bir tonla söyleyen Ekrem İmamoğlu’na karşın Binali Yıldırım’dan bir ses çıkmaması, muhalif kanadın hasret kaldığı bir durumdu. İmamoğlu, büyük bir soğukkanlılıkla, inançla ve ümitle geceye damgasını koydu diyebiliriz. Uzun zamandan bu yana savunmada olan, Erdoğan’ın belirlediği iletişim ekseninde duran muhalefet, bu kez hazırlıklı, dersini iyi çalışmış olarak seçmenin karşısına çıktı, gecenin iletişim eksenini belirledi. Bunda İmamoğlu kadar Meral Akşener’in de önemli bir rolü var.

Akşener’in, “Erdoğan’ın kulağını çekin,” uyarısının özellikle milliyetçi ve genç oylarında etkisi olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra Erdoğan’ın agresif tavrına karşın İmamoğlu’nun sakin ve babacan hali, kararsızların büyük bir bölümünü sandığa çekmiş olabilir. Tabii burada HDP’nin gerek tabanda yaptığı çalışma gerek Demirtaş’ın çağrısıyla yaptığı katkıyı da gözardı etmeyelim.

Siyaset bilimciler, Türkiye’de seçim kazanmak için, değişim arzusunu tetiklemek, umut aşılamak, alternatif oluşturmak ve pozitif iletişime ağırlık vermek, gerektiğini söylüyorlar. Seçmen, ciddi alternatif oluşmadığı sürece iktidar partilerini destekliyor. Türkiye’nin büyük şehirlerinin neredeyse hepsinde seçmenin artık değişim istemesi (İzmir’de kemik bir CHP tabanı olmasına rağmen Tunç Soyer’in adaylığı, tabanda büyük bir heyecan yarattı ve mobilizasyonu sağladı), doğru adayların seçim yarışına girmeleri, Millet İttifakı’na başarıyı getirdi. Bütün bu adayların en büyük özelliği de, yaşadıkları illerde geçmiş dönem ilçe belediye başkanlıkları yapması, yaşadıkları bölgelerde sevilmeleri, taban örgütleri tarafından desteklenmeleri ve geçmişte başarılı olmaları. Bu özgüvenle, kampanyalarında ısrarla pozitif iletişime yer veren, rakiplerinin tüm saldırılarına rağmen bunlardan uzak durarak, sadece söylemlerine, projelerine odaklanan adaylar ipi başarıyla göğüslediler. Ancak Kırklareli’nde aynı öngörüyle davranmayan CHP, bağımsız Mehmet Siyam Kesimoğlu’na karşı yarışı kaybetti. Bilindiği gibi, Kesimoğlu, oldukça sevilen CHP’li bir belediye başkanıydı ve bu seçimlerde aday gösterilmemişti. Kırşehir’de başarıya imza atan, Selahattin Ekicioğlu ise, deneyimli bir politikacı olmamasına rağmen herkesi kucaklayan, sevilen bir iş insanı. Kırşehir başarısında Ekicioğlu’nun stratejik, planlı çalışmasının önemli etkisi var. 

İŞTE TAM DA BU NEDENLE TÜRKİYE’NİN MUHALİF PARTİLERİNE BÜYÜK İŞ DÜŞÜYOR

“Ankara’yı, İstanbul’u, Antalya’yı, Bursa’yı, Adana’yı, Mersin’i kazandığımızda güzel bir başarı elde etmiş olacağız,” demişti Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde Odatv’yle yaptığı söyleşide. Kılıçdaroğlu’nun saydığı iller arasında sadece Bursa’yı küçük bir farkla AKP’ye kaptırdı. Oysa Mustafa Bozbey de diğer adaylar gibi sicili başarılarla dolu, vizyoner, yenilikçi bir politikacı. İşte burada devreye yine taban mobilizasyonu giriyor. Taban mobilizasyonu, siyasal kampanyanın ve iletişimin en önemli bölümü. Her yerde söylüyorum Eskişehir, bu açıdan tüm CHP’ye ders konusu olması gereken bir seçim çevresi. 24 Haziran’da AKP’nin birinci olduğu il ve seçmenleri, yerel seçimlerde ısrarla CHP diyor. Bunun arkasında yatan nedenleri çok iyi incelemeli Kılıçdaroğlu. Yılmaz Büyükerşen Hoca ve Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın yakın takibe alınmasını öneriyorum başarıyı anlamak için. 

Seçim sonuçlarına bakıldığında ise, AKP’nin tabanına halen hakim olduğunu, bir çok faktör nedeniyle yükselmekte olan hoşnutsuzluğa rağmen beklenenin altında bir oy kaybıyla bu seçimden çıktığını görüyoruz. Türkiye genel sonuçlarına bakıldığında AKP, yine birinci parti. Büyük bir ihtimalle de Erdoğan bu çerçevede bir algı yönetimi yapacak. Balkon konuşmasında ise “bu seçimde arzu ettiğimiz neticeleri alamadığımız yerlerdeki sonucun tek sebebini, milletimize kendimizi yeterince anlatamamış, gönüllere yeterince girememiş olmamız olarak görüyorum” değerlendirmesinde bulundu ve kazanan şehirleri “bakalım nasıl yapacaklar,” diye de tehdit etmeyi unutmadı. İşte tam da bu nedenle Türkiye’nin muhalif partilerine büyük iş düşüyor. 

Kampanya süreci gerçek bir okul gibidir. Önemli olan bu süreçte yürünülen yoldur. Kaybedilen yerlerde bu süreç, bir öğrenme fırsatı olarak görülmelidir. Böylelikle, başarı yolu açılacaktır. Kazanılan yerlerde ise hemen seçim kampanyası tekrar başlamalıdır. Zaferin ataleti getirmemesi, tam tersine “odun koysam seçilir,” rahatlığından sıyrılarak, daha stratejik, planlı, bilgiye yaslanan ve taban mobilizasyonunu merkezine koyan, “umudu örgütleyen” bir yolculuğa çıkılmalıdır. Bu seçimin kaybedeninin kim olduğundan çok kazananının kim olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Türkiye seçmeni bir kez daha ona sırt dönen, küçümseyen, yarasına ilaç olmayana mesajını verdi. Bu mesajı herkesin çok iyi anlaması ve buna göre bir gelecek yolculuğu planlaması gerekiyor. Büyük şehirlerde kazanan CHP Belediye Başkanlarına da burada çok büyük ve önemli görev düşüyor.

Bu yazı ilk kez Odatv’de yayınlanmıştır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s